Gülümsemezsen, sevemezsin Tanrı’yı!

05/02/2010 yapan tunce

Birgün aksakallı bir derviş, bir sepet dolusu elmayla tepeler bayırlar aşan genç bir kıza rastlamış.

Bozkırın o sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları.

“Nereye gidersin? Neler doldurdun sepetine?” diye sormuş derviş.

Tâ uzaklara uzatmış elini, bir tarlayı göstermiş kızcağız: “Bak, sevdiğim adam çalışıyor orada!” demiş, “ona elma götürüyorum.”

“Kaç tane?” diye sorunca derviş, genç kız şaşkınlıktan büyüyen gözleriyle, “O nasıl soru öyle?” diye mukabele etmiş; “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?”

Başı önüne düşmüş dervişin.

Ve genç kızın farkedemeyeceği şekilde usulca koparıvermiş elindeki 99′luk tesbihin ipini.

Kaynak: Dücane CUNDİOĞLU
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=20457&y=DucaneCundioglu

Ertelenemeyecek tek şey ertelemenin kendisidir…

05/02/2010 yapan tunce

Ertelenemeyecek tek şey ertelemenin kendisidir…

Hayat kısa önce tatlıyı ye….

05/02/2010 yapan tunce

Hayat kısa önce tatlıyı ye….

Düşünüyorum öyleyse varım,Üşeniyorum öyleyse yarın…

04/02/2010 yapan tunce

Düşünüyorum öyleyse varım,Üşeniyorum öyleyse yarın…

Ramiz Dayının Sözleri

12/01/2010 yapan tunce

Ramiz Dayının Sözleri

Geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka.
Bir kere aktı mı zamanın içinden, suyun yolu değişmez. Unutma.
Bin kere dönsen o güne bin kere ihanet edecekler sana.
Herkes doğasının gereğini yapar.
Bin kere ihanet etseler sana, çaresi yok bin kere gidersin yanlarına
Hesap görmek, hesap etmekten zordur yeğenim.
Değişmek zordur yeğenim ama bazen, aynı adam olmak daha zordur.
Hayat öyle yüklenir ki üstüne durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.
Bazen öyle acır ki için değiştin sanırsın şimdi dersin, şimdi her şeyi yapabilirim.
Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim yolun başında kimdin, unutursun
Zorunu benden duy yeğenim
Herkese yalan söylemen yetmez artık bundan böyle bir başına kalsan da artık kendin olamazsın.
Hayatın kuralı bu yeğen, ne kadar uzağa gidersen git başladığın yere dönersin sonunda
Ne kadar değişirsen değiş, nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı
Ne kadar terbiye etsen de susturamazsın içindeki canavarı
Nereye gidersen git yeğenim şunu unutma, herkes gün olur evine geri döner
Bazen öyle acır ki için o acıyla değiştin sanırsın şimdi dersin şimdi her şey yapabilirim artık
Zorunu benden duy yeğenim herkese yalan söylemek yetmez artık
Bundan böyle bir başına kalsan da artık kendin olamazsın
Bazen aşk öyle güçlüdür ki uçurumdan atlar yola devam edersin
Duyuyor musun yeğen suyun sesini duyuyor musun
Yapamam diyordun gücün yetmez sanıyordun, anlarlar, yaptırmazlar bir daha yenerler diye korkuyordun. İmkansız diyordun ama suyun sesini duyor musun yeğen
Deniz sonunda yarıldı bize sadece içinden yürümek kaldı
Yanlışın var yeğen sen değilsin onu seven Ezel değil Ömer seviyor onu hala
Ömer öfkeli ömer çaresiz. Çünkü yanlışın var yeğen Ömer’i onlar öldürmedi Ömer’i ancak sen öldürebilirsin
Ömer’i öldürme vakti Ezel. çünkü Ezel’in yapmak istediği şeyi Ömer yapamaz yeğen. Çünkü Ömer merhametli Ömer’i öldür ki intikamını alabilesin.
Sevdiğini korumak için savaşman yetmezse eğer en karanlık çare onun sevgisini öldürmektir. Sevdiğini kurtarmak için en kötü ihtimal, en son yol ona ihanet etmektir.
Geçmişe sorular soran kendi sesinin yankısını gerçek sanır. Hani aynada aksini görür, gerçek sanır, vurur yumruğu ayna kırılır elin kanar.
Geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. Bir kere aktı mı zamanın içinden, suyun yolu değişmez.Unutma!bin kere dönsen o güne bin kere ihanet edecekler sana. Herkes doğasının gereğini yapar. Bin kere ihanet etseler sana çaresi yok bin kere gidersin yanlarına.
Bu gün bir köprünün tam ortasında durdum. Aşağıda alevler, arkamda melek önümde şeytan. İkiside aynı soruyu sordu. Kimsin sen, kimin tarafındasın? Aşk mı ,intikam mı? Mahkum mu, cellat mı. Hep ikisinden birini seçmen istendi. Ama hep 3. Bir şık var. O da ateşe atlamak.
Hayatın kuralı bu yeğen. Ne kadar uzağa gidersen git başladığın yere dönersin sonunda.
Ne kadar değişirsen değiş, Nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan gelip bize veriyor aldığı dersi.
Portakalı soymadan içinin iyi olup olmadığını anlayamazsın.
Ben herşeyi olan ve kaybedeceği hiçbirşey olmayan insanım.
Sadakat sevdiğinin kalbini tutup avucunda tutmaktır ama sadakat gerektiğinde o yüreği fırlatıp yere atmaktır.
Sadakat endam değildir aslında sevgiden kör olmaktır, hep kaçtığın şeye eninde sonunda yakalanmaktır sadakat.
Savaşmak aslında hasmınla savaşmak değil, sevdiklerinle savaşmaktır. Savaşırken göremezsin bazı savaşları kazanamazsın artık durmalı ve geri çekilmelisin.
Ezel bir kere ihanete uğradın mı anılar sana bataklık olur yiğen, hatırladıkça çekerler seni içeri hatırladıkça affetmek istersin yiğen çünkü affetmek unutmak demek, öncesini hatırladıkça sonrasını unutmak istersin çırpınma boşuna yiğen o hançer bir kere saplanınca çıkarmaya kalktıkça iyice kalbine gömersin
Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
Hesap görmek, hesap etmekten zordur yeğenim.
Değişmek zordur yeğenim ama bazen. Aynı adam olmak daha zordur. Hayat öyle yüklenir ki üstüne durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.
Bazen öyle acır ki için değiştin sanırsın şimdi dersin. Şimdi her şeyi yapabilirim.
Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim yolun başında kimdin Unutursun
Zorunu benden duy yeğenim, herkese yalan söylemen yetmez artık bundan böyle bir başına kalsan da artık kendin olamazsın.
Kaderimiz olan aşka değil de aşkıyla kaderimizi değiştirene içelim!
Millet aşkı bir şey sanıyor. Aşk şeytanın oyunu.
Yüzüme dikkatli bak, bak bakalım tanıyacak mısın beni?
Aşk mı? İntikam mı?
Mahkum mu? Cellat mı? Hep ikisinden birini seçmeni isterler
Kaderimiz niye avucumuzun içinde yazılıdır bilir misin? Gerektiğinde gizleyebilelim diye, Niye bilir misin? Güç Gizden Gelir.
Gerçek niyetini kimse bilmeyecek, kaderin sırrındır, kaderini kimseyle paylaşmayacaksın.
Ezel: Bu hikayenin sonu nasıl bitecek bilmiyorum ama nasıl başladığını biliyorum. Bu hikâye Ömer’le başladı. Ömer’in ona abilik eden bir arkadaşı vardı, ne zaman darda kalsa yardımına koşardı. Adı Ali’ydi ama mahalleli onu lakabından tanırdı “Kerpeten Ali”.
Ömer’in çocukluktan ayrılmaz bir dostu vardı, kankası, başının belası Cengiz.
Birde Ömer’in deliler gibi sevdiği, sırılsıklam aşık olduğu, uğruna canını vereceği bir kız vardı, Eyşan.
Ömer iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı. İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf seviyor diye onları tanıdığını zannediyordu. Eğer geriye dönüp söyleyebilsem söylerdim, Ömer derdim, her ihanet sevgiyle başlar.

Sokrates ve Platon

25/12/2009 yapan tunce
Sokrates; Platon ne derse yalandır…Platon; Sokrates ne derse doğrudur…

Bihter ve Selçuk

25/12/2009 yapan tunce

Sen Bihterin gerçek hayatta karın olabilme ihtimalini sevdin Selçuk Yöntem :)

SQL E-Kitap (Teach Yourself SQL in 21 Days)

23/12/2009 yapan tunce

C# E-Kitap

23/12/2009 yapan tunce

Kameri Takvim Prof.Dr.Esat Coşan

21/12/2009 yapan tunce

Kamerî Takvim

Biliyorsunuz, bizimle ilgili iki çeşit takvim var… Tabii takvim meselesine ansiklopedik bilgi olarak girecek olursak, çok çeşitli takvimler var… Türklerin kullandığı 12 hayvan yıllı takvim var; tavşan yılı, maymun yılı, bilmem ne yılı diye… İranlıların kullandığı takvimler var. Avrupalıların kullandığı takvimler var… Onların da çeşitleri, alt dalları var. Ama kısaca söylemek gerekirse sevgili dinleyiciler, insanoğlu bu yaşantısında zamanı ölçmek için iki ölçü kullanmış: 1. Güneş. 2. Ay…

Bazıları, Dünyamız Güneş’in etrafında dönüyor ya, işte bir dönüşün tamamlandığı zamana bir yıl demişler. Bu 365 gün tutuyor. Biz şimdi bunu kullanıyoruz. Ama daha önceleri bunu Avrupalılar kullanıyorlardı. Biz kamer, Ay yılını kullanıyorduk.

Kamer yılında esas Ay’dır. Ay’ın batı tarafından, Güneş battıktan sonra ilk defa yeni hilâl, nev hilâl olarak göründüğü zamandan, tekrar yeni hilâl olarak görününceye kadar geçen zamana bir ay demişler. Tabii zaman geçerken, ne oluyor arada?.. Hilâl gittikçe büyüyor, kalınlaşıyor, yükseliyor; iki hafta geçtikten sonra kocaman tepsi gibi dolunay oluyor. Ondan sonra, dolunay olduktan sonra da tekrar azalıyor, azalıyor… Sabahları doğu tarafında ince olarak görüyoruz. Derken bir iki gün görmüyoruz. Sonra batı ufkunda tekrar yeni hilâl görüyoruz.

İşte bir yeni hilâlden, bir sonraki yeni hilâle kadar geçen zamana, kamerî ay deniliyor. Kamerî aylar bizim için dînî bakımdan önemli. Onun için biz, kamerî aylara dînî bakımdan bağlıyız. Bir kere Ramazan ayımız kamerî bir ay… Ramazanı kollamak, takip etmek için, kamerî ayları kullanmış dedelerimiz. Ramazan’dan evvel Üçaylar, Receb, Şa’ban var… Sonra Peygamber Efendimiz’in doğumu kandili, Regaib kandili, Berat kandili, Mi’rac kandilimiz var… Kadir gecesi var.

Sonra hac var… Hac da kamerî aylara bağlı. Zilhicce ayının onunda Kurban Bayramı oluyor. Zilhicce’nin dokuzunda Arafat’a çıkması lâzım hacıların…. Binâen aleyh, bizim dînî yaşamımız kamerî yıla göre, kamerî aylara göre oluyor.

Kamerî ayların günlerine bağlı ibadetlerimiz var. Meselâ, kamerî ayların dolunay geceleri, yâni kamerî ayın 13′ü, 14′ü, 15′i… Ayın ondördü gibi diyoruz ya, ayın böyle yusyuvarlak dolunay olduğu, tepsi gibi olduğu zaman. O günlerde, daha doğrusu o gecelerin gündüzlerine eyyâm-ı biyz deniliyor. Biyz, beyaz kelimesinin çoğulu. Eyyâm-ı Biyz ne demek?.. Beyaz günler demek. Yâni, gecelerinde mehtap olduğu için beyaz denmiş.

Peygamber SAS Efendimiz, o mehtaplı gecelerin gündüzlerinde, eyyâm-ı biyz’da hep oruç tutmuş, mutlaka oruç tutmuş. E ne yapmamız lâzım?.. Bizim de, bir Arabî ayı takip etmemiz lâzım!.. “Arabî ayın biri, bak hilâl göründü… İşte ikisi, üçü, dördü… İşte ayın yedisi oldu, bak ay yarımay şeklinde görülüyor. İşte dolunay oluyor, bak ay yusyuvarlak çıkıyor…” diye o zaman, dolunay zamanlarında, ertesi sabahları oruca niyet etmek lâzım!.. Onüçü, ondördü, onbeşi Peygamber Efendimiz hep oruç tutmuş.

Bayramlarımız öyle… Kurban Bayramımız, Ramazan Bayramımız kamerî takvime göre hesaplanıyor. O halde kamerî ayları takip etmemiz lâzım!..

Ben bunun bir kolaylığını size söyleyeyim, sevgili Akra dinleyicileri! Ne yapabilirsiniz kamerî takvimi takip etmek için?..

Takvimi alırsınız. Takvimde kamerî ayın birinci günü oldu mu, Kur’an-ı Kerim’in birinci cüzünü okursunuz. O gün hep birinci cüzle ilgili konuşmalar yaparsınız, çalışmalar yaparsınız, okumalar yaparsınız. Kültürünüzü o birinci cüze yoğunlaştırırsınız. Birinci cüzle ilgili ayetleri okursunuz, tefsir kitaplarını okursunuz. Böylece okuduğunuz kitaplardan ve takvime bakmış olduğunuzdan, zininizde kesin çizgiler halinde, “Tamam bugün ayın biri!” diye kocaman belirmiş olur.

Ertesi günü ikisi olunca, Kur’an’dan hangi cüze geldik?.. İkinci cüze geldik. “Dur şunu okuyayım bugün, buradan ezberimi tazeleyeyim! Unuttuklarımı tekrar ezberleyeyim, hafızamı kuvvetlendireyim!” filân diye ikinci cüzü okursunuz. Kur’an-ı Kerim otuz cüzdür. Arabî aylar da bazan 29, bazen 30 oluyor. Binâen aleyh, Kur’an-ı Kerim’i ayda bir okumaya kendinizi ayarlarsanız, bu bir pratik çare size…

Ayda bir hatmetmeye ayarlarsanız kendinizi, her gün hangi cüzü okuyacaksınız?.. Arabî ayın kaçıysa, onu… “Arabî ayın 14′ü; tamam, 14. cüzü okuyacaksınız. Arabî ayın 27′isi; tamam 27. cüzü okuyacaksınız.” diye, böyle Kur’an-ı Kerim okuyuşunuza bağlarsanız, dînî kitap okuma çalışmanıza bağlarsanız, o zaman gün gibi bilirsiniz. Bir de biraz merakınız olur da, akşamleyin camiye giderken, güneşin battığı tarafa bakarak; sabahleyin camiye giderken, gözünüzü kaldırıp gökyüzüne bakarak kameri takip ederseniz; işte hilâl, işte yarımay, işte dolunay… İşte ikinci yarımay, işte eski hilâl, köhne hilâl… Sabahleyin görünür o, sabahleyin namaza giderken… Bir nev hilâl var, yeni hilâl var, ay başında görülür. Bir de köhne hilâl var… Birisi yeni doğmuş, gittikçe büyüyecek; ötekisi dolunaydan sonra gittikçe küçülen, yok olan ayın son hilâli oluyor. Ona köhne hilâl deniliyor. Bunları da bilmiş olursunuz.

Böylece, Ramazanın başlangıcı ile ilgili gözlemler de yapmak gerekir, sevap onlar da… Onlara da âşinâ olmuş olursunuz. Her gününüzü de bilirsiniz, eyyâm-ı biyz oruçlarını da tutarsanız. Böylece kamerî takvim ile ilgili bilginiz olur.

Kamerî takvimin hoş olan, tatlı olan, sevimli olan bir tarafı vardır: Kamerî takvim aynı mevsimde durmaz. Her yıl 11 gün evvel gelerek, kamerî aylar döner. Mevsimlerin üzerinden döner. Böylece bakarsınız, Ramazan yazın sonundaydı, ağustosun başına geldi… Temmuza geldi, temmuzun başına geldi, hazirana geldi, mayısa geldi, ilkbahara geldi, kışa geldi diye yaşayan bir insan, –Allah cümlemize hayırlı, uzun ömür versin– böyle ayların değişik mevsimlerde geldiğini görür.

Bakarsanız, birisi der ki:

“–Ben haccı çok sıcak günlerde yaptım. Aman Allah’ım ne kadar sıcak vardı. Yer kaynıyordu, ayağımı bastığım zaman altı kabardı.” der.

Ötekisi de:

“–Yok. Ben haccı yaptığım zaman öyle soğuktu ki, sırtıma battaniye almak zorunda kaldım. Nasıl öksürük oldum da, yirmi günde, otuz günde zor geçti.” filân diyebilir.

Bu neden?.. Çünkü, kamerî aylar mevsimlerin üzerinden dönüyor. Böyle hafif hafif dönüyor, muntazam bir dönüşle dönüyor. Yâni, Ramazan ayı her mevsimi şenlendiriyor, hac her mevsimi şenlendiriyor diyebiliriz. Ben bunu seviyorum, hoşuma da gidiyor. Böyle güzel bir şey oluyor. İşte kamerî aylar böyle…

Biz iki gün önce, çarşamba günü yeni kamerî bir yıla girdik. Bugün cuma olduğuna göre kamerî ayın üçü olmuş oluyor. Yeni bir yıl bu, taptaze bir defter önümüzde… Artık ilk iki günü nasıl geçirdiniz, bilmiyorum. Biz Akra’dan ilan etmiştik kardeşlerimize:

“–Aman salı günü oruç tutun, çarşamba günü oruç tutun!” diye söylemiştik.

Tabii perşembe de oruç tutabilirsiniz. Çünkü, pazartesi perşembe oruçları da var. Peygamber Efendimiz, “Pazartesi, perşembe günü oruç tutun! Bu günlerde kulların amelleri Allah’ın divanına arz olunur. Ben de amellerim Allah’a arz olunurken, oruçlu pozisyonda olmayı severim.” buyurmuş. Pazartesi perşembe oruçlarını tutmak sünnet.

Bizim bir kardeşimiz vardı, –Allah selâmet versin– hayırlara koşturan, kıymetli bir kardeşimiz. Cami yaptırır, hayırlara koşar… Kalp rahatsızlığı var. Hapları yutuyordu, bir akşam arkadaşımızın evindeyken. Dedi ki:

“–Hocam bu hapları yutuyorum ama, eğer pazartesi perşembe oruçlarını tutarsam, bu hapları yutmaya lüzum kalmıyor. Çünkü, perhiz yaptığım için dinç oluyorum, sıhhatli oluyorum. Hele bir de Arabî ayların eyyâm-ı biyz oruçlarını tutarsam, o zaman daha sıhhatli oluyorum.” dedi.

Tabii, İslâm insanın hem ruhuna sıhhat vermek için, hem bedenine sıhhat vermek için, hem dünyasını mâmur etmek için, hem ahiretini mâmur etmek için bir hazinedir. İslâm’a uyan sıhhatli olur. İslâm’a uyan ruhen rahat olur. İslâm’a göre yaşayan uzun ömürlü olur. İslâm’a göre yaşayan insanlar topluluğu, toplumlar mutlu olur; kavga olmaz, çekişme olmaz, mutsuzluk olmaz… Dükkânını, tezgâhını bırakır, namaza gider insan. Neden?.. Hırsızlık yok, gayet rahat. Kimse kimseye yan bakmıyor, herkes herkesin hakkını kolluyor, zenginler fakirlere yardımcı oluyor. Mutlu bir toplum olur. Çünkü İslâm, iki cihanın saadetini insana sağlıyor.

Sevgili kardeşlerim, çarşamba günü oruçlu olmanızı size evvelce anons etmiştik. Perşembe günü de tabii, pazartesi perşembe orucu tuttuğunuz için oruçlu olabilirdiniz. Geldik cuma gününe… Bugün cuma günündeyiz. Üç gün olmuş. Yeni bir yıldayız, yeni bir defter elimizde… Aman bu güzel defterimize, yepyeni deftere, ciltli, yeni kaplanmış, sayfaları pırıl pırıl, köşeleri kıvrılmamış deftere, bu yıl güzel yazılar yazalım! Defterimiz karalanmasın, sayfaları yırtılmasın…

Ahirette insanın ömründen sorgu sual olacak; neler yaptığı ortaya dökülecek, göz önüne serilecek mahşer gününde… Allah yüzünüzü ak eylesin… Defter-i a’mâlimize güzel ameller işleyerek, sevaplar yazalım inşâallah… Bu defterimiz, bu yeni defterimiz hayırlarla dolsun…